İyilik Konuş, Sıhhat Bul

En son güncellendiği tarih: Nis 5

Hint kökenli İngiliz cerrah Dr. Sangeeta Sahi, tıp eğitimi almış bir tür şifacı. Çünkü o, hastalarını bir süredir cerrahi müdahale ile değil, kökenleri Hint düşüncesine dayanan, biyofizik ve kuantum mekaniği ile açıkladığı bir terapi ile tedavi etmeye çalışıyor. Dr. Sahi’ye göre ‘biz doğanın bir parçasıyız ve doğa kendi kendini iyileştirme gücüne sahiptir’. Tedaviden çok şifalanmayı önceleyen ve bunu ‘aklın, bedenin, ruhun Yaratıcı ile bağ kurması, bütünleşmesi’ olarak tanımlayan Sahi, kimi hastalıkların oluşumunu şöyle açıklıyor: “Sinir sistemimizde pozitif ya da negatif bir etki olduğu zaman bu, endokrin sistemimize geliyor. Hormonal salgılardan mesul olan endokrin sistemimiz, sinir sisteminden gelen sinyal neyse ona göre hormon salgılıyor. Korku, kızgınlık, açgözlülük, kıskançlık gibi duygular bazı kimyasallar üretiyor ve bunlar da bazı hastalıklara sebep oluyor.”

Hint kökenli İngiliz cerrah Dr. Sangeeta Sahi, büyük büyük dedesinden bu yana dört kuşak hekim olan bir ailenin son üyesi. Bir süre cerrahlık yapan Dr. Sahi, şimdi kökenleri Hint düşüncesinde olan, kuantum mekaniği ve biyofiziğin verileri ile açıkladığı bir tedavi yöntemini, ‘theta terapisi’ni uyguluyor

Cerrahlığı neden bıraktınız?

Bu yola girmemin sebebi, pek çok spritüel çalışmayla tanışmam ve mucizeye şahit olmamdır. Ancak bunların nasıl olduğunu bilmek için hep bilime geri döndüm, biyofizik alanındaki çalışmaları takip ettim. İşin her iki tarafını da deneyimleyince bütünü görme şansım oldu. Terapilerdeki iyileşmeler modern klasik tıbbın tedavideki sonuçlarından çok çok ilerideydi.

Bunda modern tıbbın bir eksikliği mi var?

Modern tıp aslında iyileştirmiyor. Çünkü hastalığın semptomlarını geçici olarak iyi etme imkânı veriyor; problemin gerçek kaynağını ortadan kaldıramıyor. Ameliyat da öyle. Problemin köküne inemiyorsun.

Terapi ile fizikî rahatsızlığa müdahale edecek kadar ruhla beden birbirine içkin mi?

Her şey aslında bir enerjidir. Bazıları çok hızlı devreder ve biz onları göremeyiz. Bazılarının frekansı çok düşük olduğu için maddeleşir ve onu görüp tutabiliriz. Şimdi öyle cihazlar var ki onlar sayesinde bir de enerji bedenimizin olduğunu görüyoruz. Enerji bedenimiz çevreden gelen olumsuz etkileri alıp bunları duygulara çeviriyor. Yani sinir sistemimizde pozitif ya da negatif bir etki olduğu zaman bu, endokrin sistemimize geliyor. Hormonal salgılardan mesul olan endokrin sistemimiz, sinir sisteminden gelen sinyal neyse ona göre hormon salgılıyor. Bu duygu bazı kimyasallar üretiyor ve bu bazı hastalıklara neden oluyor.

Terapileriniz de bu noktada ortaya çıkıyor…

Terapiler içinizde daha önceden çevreden aldığınız frekansları ayırt etmenizi sağlıyor. Bu frekansta iken kendi titreşiminizi düşükten yükseğe çekebiliyoruz. Dolayısıyla bu seviyeye geldiğimizde hastalığı yaratan blokajları temizliyoruz. AIDS virüsünü taşıyan insanlarla çalıştık. Modern tıpta mümkün değil, ama ben bu virüsün vücuttan gittiğini gördüm.

Bu çalışmalara modern tıptan meslektaşlarınız ne diyor?

Akıllı olanlar üzerine atlıyorlar. Amerika’da bu anlamda meşhur isimler var. Doğu’da özellikle Çin ve Hindistan’dakiler zaten biliyor.

Herkesin bu terapiyi almaya imkanı yok. İnsanlara neyi tavsiye edersiniz?

Bir şey söylemeden önce bir an durup düşünsünler, ‘Ağzımdan çıkacak şey karşımdakini mutlu mu edecek, yoksa yaralayacak mı?’ Benzer benzeri çeker; ağzımızdan ne çıkarsa biz o enerjiyi yayarız. Birini üzecek şey söylersek, aynı zamanda bizi incitecek bir olayı, frekansı, kendimize çekeriz.

Her durumda ‘bir uzmana gidin’ çağrısı vardır tıbbın. Bu neden?

Modern tıbbın, gözünün önünde olumlu sonuçlar veren alternatif yönelimlere ‘yardımcı tıp’ ‘tamamlayıcı tıp’ denmesinin ardında, iktidarı, pazarı kaybetme ve saygınlığını yitirme korkusu var. Beş yıl sonra konuşursak bugün birincil seviyedeki modern tıp o zaman ikincil bir yöntem olarak kullanılacak.

Zaman ilerledikçe hastalık ve hasta olanların sayısı neden artıyor?

Bunun sebebi, bence insanların giderek daha fazla korku hissiyle hareket etmesidir. Bilime göre her şey bir enerjidir, her şeyin frekansı farklı düzeydedir ve benzer benzer şeyi çeker. Bazı virüs ve bakteriler belli frekanslarda çalışırlar ve bazı duygular da o frekanslarda titreşim gösterirler. Dolayısıyla korku duygusunun frekansı hangi düzeyde titreşiyorsa o virüsleri bakterileri kendine çekecektir. Siz korku frekansı yayıyorsanız, oradakiler de bir süre sonra korkmaya başlayacak. Korku kızgınlık, açgözlülük, kıskançlık gibi duygular yayılıyor ve bu enerjiler alındığında, o düşük frekansa uygun mikro organizmaları vücuduna çekiyorsunuz.

Bütün bu tecrübelerden sonra şifa, tedavi, ve tıp kavramlarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Şifalanma bütünleşmedir. Her şeyin aklın, bedenin, ruhun Yaratıcı ile bütün olmasıdır. Bu bütün olma sistemini kullanırsak bilincimizde değişiklik yapma imkanı buluruz. Tedavi ise bir problemin geçici olarak tamir edilmesidir. Tıp konusunda değişik kavramlar oluşmaya başladı. Enerji tıbbı diye bir kavram geliyor. Modern tıp bir servis hizmeti gibi; insan bedeninin mekanizmasını iyi bilmek ve arızalandığında bunu tamir edebilmektir. Eskiden şifacılar vardı; bedenin iyileşmesine sadece yardım ettiklerini biliyorlardı. Gerçek şu ki biz doğanın bir parçasıyız ve doğa kendi kendini iyileştirme gücüne sahiptir. Teknolojilerimizle doğayı nasıl mahvediyorsak benzer teknolojilerle kendi bedenimizi de mahvedip yıkıyoruz.


Burhan Eren

Sayı:

214

Bölüm:

Röportaj

1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör