Organlarımızın Kendi Bilinçleri Var ve Biz Onlarla Konuşabiliriz

En son güncellendiği tarih: Mar 16

Bu yıl sevgili öğretmenim ve rehberim Carlos Castaneda‘nın (1) bizden ayrılışının 20’inci yıldönümü (2). Onunla 90’ların ortalarında, insanları iyileştirme yolunda, bilinenden farklı yöntemler arayan genç bir doktorken tanışmıştım. Bana göz kırparak, her zamanki muzipliğiyle, organlarımızın kendi bilinçleri var, istersek onlarla konuşabiliriz demişti. Şaka yapıyor sanmıştım. Son derece ciddiydi.


Hayat aramadan beni aradığıma yönlendirdi

Tanışmamızdan kısa bir süre önce, Arjantin’de bir yandan hasta muayene ediyor, bir yandan da şifa ve iyileşme konusunda yaygın bilinenlerin ötesine geçme arzusu duyuyordum. Doğruluğa ve gerçeğe bağlı bir ahlak anlayışı ve sıkı çalışmanın erdem olduğunu düşünen, doktor ve bilim insanlarından oluşan bir aileden geliyordum. Desteksiz yöntemlerden ziyade kanıtlanabilirlik arıyordum.


Yüksek not ortalaması, şans ve cesaretim sayesinde prestijli bir programa kabul edilmiştim. Haftada dört gece, bir hastanenin acil bölümünde sorumlu doktor olarak görev yapıyordum. Her türlü tıbbi sorun ve acil durumla başa çıkmamı sağlayan heyecan verici ve son derece zorlayıcı bir hastane ortamıydı. Neredeyse klinikte yaşıyordum. Felç, travma, kalp krizi, doğum gibi birçok vaka gördüm. Yaşam ve ölüm kararlarıyla başa çıkmak zorunda kaldım. Vücudun gizemine ve mucizevi şekilde iyileşmesine şahit oldum. Ölümün alçak gönüllü varlığını yakından hissettim. Hayat hızlı ve şaşırtıcıydı.


Birçok durumda, Batı tıbbının bana verdiği bilgi ve araçların, tedaviye yetmediğini gördüm. Hayata daha geniş ve kapsayıcı bir bakış açısını kaçırdığımı düşünüyordum. İnsan vücuduna yaklaşım ve iyileşme konusunda holistik bir anlayışın gerekli olduğunu düşünmeye başlamıştım.


Bu günlerde bir gece nöbetinde bir hastamı kaybettim. Küçük bir ameliyat geçirmişti ve sadece bir gece hastanede kalacaktı. O gece akciğer ödemine bağlı bir kalp krizi geçirdi. Derhal yoğun bakım ünitesine aldım ve durmuş kalbini hayata döndürmeye çalıştım. Maalesef mümkün olmadı. Daha sonra, hastanın ihtiyaç duyduğu önemli bir kalp ilacının, ilaç çizelgesine girmediği ve hastaya hiç verilmediği ortaya çıktı. Hasta ölmeyebilirdi. Tıp fakültesinde aldığım eğitim, hastanın kalp sorunu olduğunu fark etmekte yetersiz kalmıştı.


Olay, mesleğimi ve genel olarak hayatımın anlamını sorgulamama neden oldu. Doktorluğu bırakmayı düşündüm. Bunun yerine mesleğime ara verip, Arjantin’den ayrıldım. Doğduğum ülke Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim. Sonra rastlantılar ve kader beni Carlos Castaneda ile tanıştırdı ve hayatım tamamen değişti.


Onunla ilk tanıştığımda, beni bir Küba restoranına öğle yemeğine davet etti. Davet ederken, benimle ilgili daha fazla bilgi edinmek istediğini söylemişti, ama öğle yemeğinde zar zor ağzımı açabildim. Tüm yemek boyunca çok hareketliydi, hikâyeleri ve anlatımıyla beni o kadar güldürdü ki yemek bittiğinde karın kaslarım ağrıyordu. Büyüleyiciydi ve müthiş bir çekim gücü vardı, her sözünü tüm varlığımla içime çektim.


Yemek bitiminde, otoparka doğru yürürken, adeta fısıltıyla, o gün orada bulunmamızın, tıp dünyası ile şamanizm arasında köprü görevi üstlenecek kişi olmam nedeniyle olduğunu söyledi.


O zaman, bunun ne anlama geldiğine dair hiçbir fikrim yoktu, ama yüksek bir zeka ve enerji seviyesinden gelen mesajları, tam da ihtiyaç duyduğum anda, tıbbi hayatımdaki boşluğu doldurmuştu.


Yeni fikirlere açıklık anlamına gelen çıraklık dönemi

Zamanla Carlos Castaneda rehberim ve mentorum oldu. Bana kaderimden kaçamayacağımı söyledi. Doktorluk mesleğine geri dönmeye teşvik etti. İyileşme ve iyileştirme konusunda geniş bir bakış açısı sağladı, önümde yeni bir paradigma açtı. Onlarca yıl sonra, bilimsel ve kolektif bilişimizde kabul gören, şu önermeyi kafama kazıdı: Beden ve zihin arasında bir ayrım yok ve organlarımızın kendi bilinci var.



Zihin ve beden arasında, her yönde çaprazlama yapan bir enerji ve bilgi ağıyız. Peptitler ve diğer biyokimyasallar düşüncelerimizin ve duygularımızın mesajlarını her yere taşır, algı davranışları etkiler ve davranışlar beynimizin ve vücudumuzun fizikselliğini değiştirir, yaşam deneyimlerimizden gelen anılar organlarda ve bağ dokularımızda saklanır.


Los Angeles (UCLA) Kaliforniya Üniversitesi’ndeki öncü bir çalışmanın da gösterdiği gibi bizler, tanımlanmış, izole bir bireyden daha çok, kişilik özelliklerimiz gibi kimliğimizin temel yönlerini bize veren, ağırlıklı olarak, bağırsaklarımızdaki mikrobiyomdan gelen yabancı DNA’nın çoğunluğunu oluşturduğu birçok sesin işbirliğine benziyoruz.


İçimizdeki her şey değişiyor ve evrimleşiyor, asla izole değiliz, çevremizdeki insanların beyninde spesifik değişikliklere neden olabilen, kalplerimizden yayılan elektromanyetik alan gibi çevremizle sürekli derin bir ilişki içerisindeyiz, rezonanstayız.


Derin meditatif durum

Artık araştırmaların gösterdiği bir gerçek var ki, gerektiği kadar pratik yaparsak derin meditasyon durumuna geçebiliyoruz.


Bu derin meditatif hal, telomer uzunluğu (hücre ömrü için önemli bir biyobelirteç, hücrelerimiz ne kadar uzun telomere sahipse o kadar az yaşlanıyoruz) inflamasyon önleme ve hücre onarımı gibi tüm düzenleyici mekanizmalarımızda kesin değişikliklere neden olabilir. Bu ve diğer davranışlar, genetiğimizi, çoklu potansiyel ortam olarak tanımladığımız epinegenetik durumumuz aracılığıyla değiştirebilir.


Öğretmenim Carlos Castaneda’nın bana öğrettiği şey de aynı bakış açısıydı. Farklı bir dil kullandı ancak sözdizimi aynı sonuçları ve anlatımı taşıyordu. İnsan olma deneyimimi ve hastalarımın iyileşme olanaklarının kapsamını genişletti. Modern bilim ve kadim şamanistik ilkeler ve uygulamalar benzer bir yaşam tanımında bir araya geldi. İçsel beden – zihin dünyamız.


Organlarımızın kendi bilinçleri var ve onlarla konuşabilirim de ne demek?

Carlos Castaneda’nın bana öğrettiği bir uygulama “organlarımla konuşmaktı.” Fikir basitti: Bir bütün olarak var olan büyük ben gibi, kendini doku ve organlarımda temsil eden daha küçük ben parçacıklarım da var. Vücudumdaki dinamik bilgi dünyasının içinde, organlarımızın kendi bilinçleri var. Organlar, anıları saklar ve bilgi içerir. Bizimle konuşabilirler. Büyük ben olarak içeri girip, farklı organ ve dokularla diyalog kurabilirim.


Yirmi yılı aşkın eğiticilik yaptığım atölye çalışmaları ve klinik uygulamalarda, bu içsel diyalogun, kendimizi ve vücutlarımızın yaşadığı deneyimleri anlamak için ne kadar değerli olduğunu gördüm.


Bazen Castaneda’nın “karaciğeriyle konuştuğunu” görürdüm. Onunla çok nazik bir şekilde konuşurdu, yaptığı tüm işler için teşekkür ederdi. Kaburgasının altını, karaciğerinin olduğu yeri okşar, ondan gelecek cevabı dinlemek için birkaç dakika beklerdi.


Stres kaynaklarımız, karaciğerde depolanır

Her karaciğer hücresinde, 7/24 çalışan, 500’den fazla hayati fonksiyon tanımlanmıştır. Karaciğer, vücudun ihtiyaç duyduğu besin kaynaklarını organize eden ve ilgili yerlere dağıtan organdır. Yoğun modern yaşamlarımızda, aşırı yüklenme eğilimi gösterir. Artık ve gereksiz maddeleri tutar, sadece fizyolojik olarak değil bilincimizdeki fazlalıkları da depolar.


Karaciğerimiz aşırı yüklendiğinde, sıkılaşır, daralır ve midemiz ve bağırsaklar gibi diğer komşu organlara veya kalbimizin sakinliğine müdahale eder.


Organlarımız bize birçok şey söyleyebilir. Örneğin, şiddetli kabızlık için tedaviye gelen bir hasta, daha önce modern tıbbın standart tedavilerinden, lifli gıdalar, egzersiz, müshil benzeri ilaçlar ve hatta anti depresanlar gibi birçok yolu denemişti. Görüşme esnasında, kendisine organlarımızın kendi bilinçleri var ve bizi dinliyorlar dediğimde, gülümsedi ve içsel diyalogu kabul etti. Yönlendirici görseller de kullanarak, bilinci ve bağırsağı arasında bir diyalog kurmayı başarabildik. Bağırsağı, hareketini durdurma nedeninin, işyerinde yaşadığı tıkanma olduğunu söyledi. Hastanın, iş ortağıyla uzun süredir devam eden bir anlaşmazlığı vardı.


Bağırsağı, iç yaşamının duygusal ve algısal bileşenini saklıyordu. Daha sonra anlaşmazlık konusundaki ısrarcı duruşunun çok katı olduğunu ve iş hayatına başka bir yerde devam etmesi gerektiğini fark etti. İşyerinden ayrıldıktan bir gün sonra bağırsakları hareketlendi ve bir ay içinde eski ritmine geri döndü.


Organ nakli mi? hafıza nakli mi?

Organlarımızın bilgi ve yaşam deneyimlerini, son derece spesifik ve detaylı bir şekilde nasıl sakladığına dair bir başka büyüleyici örnek, Ph.D. Paul Pearsall’ın “Kalbin Kodu” kitabında yer alıyor.


Arizona Üniversitesi Transplant Donör Bölümü’nde klinik nöropsikolog olarak çalışan Peasall, kitabında organ nakli yapılan kişilerin, donörün anılarını ve kişilik özelliklerini nasıl transfer ettiklerini anlatıyor. Öldürülen bir kızdan alınan kalbin başka bir kıza nakledilişinden bahsediyor.



Kalp nakli yapılan genç kız, kısa süre sonra donörünün öldürülüşüyle ilgili rüyalar ve hayaller görmeye başlıyor. Bu sahne, sonunda o kadar canlı ve ayrıntılı hale geliyor ki annesiyle birlikte polise gidiyorlar. Katili tarif edip, yakalanmasına yardım ediyorlar. Genç kızın ifadesi kabul görüyor ve katil mahkemece suçlu bulunuyor.


Böyle bir olay, organların bağımsızca kendi başlarına yüksek düzeyde spesifik bilgi depolayabildiği gerçeğini yadsınamaz hale getirmiştir.


Organlarımla nasıl konuşurum?

Bunu yapmak için iki adım ve bir kural vardır.


İlk adım zihin seslerini susturmak ve bulunduğunuz anda kalmanızdır. Bir dakika boyunca nefesimize odaklanabilir hatta tek bir nefesle bile bu duruma geçiş yapabiliriz.


İkinci adım dikkati, öğrenme hedefiyle önyargısızca belli bir organa yöneltmek ve organla diyalog kurmaktır.


Kural, bir soru yönelttiğimizde, yüz yüze biriyle konuşuyormuşçasına direkt olmaktır. Sonra kısa bir süre beklemeye geçip, zihnimize ilk gelen şeyi fark ederiz. Bu bir görüntü, bir anı ya da bir düşünce olabilir. Daha sonra netleşebilecek herhangi bir his de olabilir. Önemli olan, soruyu organa yönelttikten sonraki sakinliğimizde, bilincimize kendiliğinden akan bilgidir.


Pratik uygulama

Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizin dış dünyadan iç dünyanıza kaymasına izin verin. Vücudunuzun şu anda ihtiyaç duymadığı herhangi bir gerginliği serbest bırakın.


Başınızın tepesinden ayak parmak ucunuza kadar tüm vücudunuzu baştan aşağı tarayın ve her kasın gevşemesine, her eklemin yumuşamasına, tüm sinirlerin açılmasına, kan dolaşımınızın ve cildinizin rahatlamasına izin verin. Tüm hücrelerinizden nefes alın. Vücudunuzun bu gevşemeyi kendi hızında yapmasına izin verin.


Şimdi iç gözlerinizi açın ve konuşmak, dinlemek ya da sadece rahatlatmak istediğiniz organa dikkatinizi verin. Tüm hayal gücünüzü ortaya koyun ve hayal gücünüzün içinizde dolaşmasına izin verin.


Bu organın sağlığıyla ilgili bir sorun yaşıyor musunuz? Bu sorunun belirtilerine odaklanın ve bu belirtilerin sizde ortaya çıkardığı duygulara odaklanın. Bir süre bu duygulara odaklanın, uyum sağlayın, akmasına izin verin. Duyguları yargılamayın veya değiştirmeye çalışmayın. Sadece hissedin.


Şimdi organınızla konuşun, karşınızda bir kişi varmışçasına. Bu kişi siz olabilirsiniz, ya da sizin bir suretiniz olabilir. Bu organı takdir edin, arkadaşça destek verin, yoldaşlık edin. Bu parçanız da sizinle beraber acı çekti ve hep sizin yanınızdaydı. Organınıza, bugüne kadar gösterdiği çaba için şefkatinizi ve sevginizi ifade edin. Onunla 5 yaşında bir çocukla konuşur gibi konuşun.


Aşağıdaki gibi basit ve doğrudan sorular sorun:

“Neden acı çekiyorsun?”

“Bunun şu anki hayatımla nasıl bir ilişkisi var?”

“Daha iyi hissetmen için sana nasıl yardımcı olabilirim?”

“Bu belirtiyi, bu acıyı durdurmak için yapabileceğim birşey var mı?”

Unutmayın anahtar nokta, soru sorduğunuzda ortaya çıkan cevabı yargılamamak veya bastırmaya çalışmamak. Bir an ya da doğru olduğunu düşündüğünüz süre boyunca, bilincinizi organınızın üzerinde tutarak onunla beraber nefes alın.


Hazır olduğunuzda, sizin yaşamanız için var olan organınıza teşekkür edin. Gelecekte daha fazla diyalog için izin isteyin. Kendi hızınızda diyalogu sonlandırın. Ondan gelen bilgileri dikkate alın. Tavsiyem bir kağıda düşündüklerinizi, aklınıza gelenleri yazmanızdır. Unutmayın organlarımızın kendi bilinçleri var ve bizimle konuşmaya can atıyorlar!


Dr. Miles Reid (3)


Energy Life Science sitesi üzerinde yayınlanan “Our Organs Have Their Own Consciousness And We Can Talk to Them” başlıklı yazıyı Rengin İnal We are the Hippies için Türkçeye çevirdi.


(1) Carlos Castaneda, Peru kökenli Amerikalı yazar. 1960’lı yıllarda UCLA (University of California, Los Angeles) Kaliforniya Üniversitesi’nde antropoloji okurken, Meksikalı bir Yaqui Kızılderilisi olan Don Juan Matus ile tanışır. Aztek’lerden önce var olan kavim Toltec’lerin kültürlerinin bir lideri olan Don Juan Matus ile şamanizm, Toltec kültürü ve psikedelik bitkiler üzerine beş yıllık bir ruhsal yolculuğa çıkar. Duyularımızla algıladığımız bilincin ötesindeki anlamları aradığı bu yolculuk sonunda 12 kitap yazar. “Don Juan’ın Öğretileri” ve “Ixtlan Yolculuğu” kitaplarından bazılarıdır. Kitapları bugün 17 dile çevrilmiş, 28 milyon basılmıştır.


(2) Orijinal içerik 2018 yılında yayınlandı.


(3) Dr. Miles Reid, Arjantinli bir tıp doktoru. Modern tıp eğitimin yanı sıra, geleneksel Çin tıbbı (TCM) ve akupunktur alanında eğitim gören Dr. Reid, Castaneda’nın hayatının son yıllarında kendisiyle şamanlık öğretileri üzerine çalışmıştır. Halen Los Angeles California’da hastalarını tedavi etmeye devam etmektedir.


Kaynak: https://www.wearethehippies.com/organlarimizin-kendi-bilincleri-var-ve-biz-onlarla-konusabiliriz/?fbclid=IwAR0CzjcY-J9RLoeUvLR7lNF3J2jtPw3H1PUt6d8JHWgSW6wBQlm0pbC6cBY

1 görüntüleme

©2019, Duygu Yüksel tarafından kurulmuştur.